Oxford Üniversitesi bünyesinde çalışmalarını sürdüren bir araştırma grubu, Karayipler'deki Soufrière Hills yanardağını detaylı bir şekilde inceleyerek bilim dünyasını heyecanlandıran bir keşfe imza attı. Uzmanlar, devasa volkanik yapıya hiçbir sondaj yapmadan, tamamen yer altı sarsıntılarının dalgalarını analiz ederek ulaştı. Yapılan bu yenilikçi inceleme sonucunda, ana bacanın hemen yanında yer alan ve yaklaşık iki kilometre derinlikte konuşlanmış gizemli bir bölge saptandı.
Elde edilen sismik verilere göre, bu gizli bölgede metal taşıma kapasitesine sahip, son derece sıcak ve tuz bakımından zengin bir su kütlesinin biriktiği tahmin ediliyor. Yaklaşık 1 ile 1,5 kilometre genişliğe sahip olduğu hesaplanan bu alan, araştırmacılar tarafından oluşum halindeki muhtemel bir maden yatağı olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, bu tür elementlerin sıcak ve tuzlu magmatik akışkanlar içerisinde çözünerek yüzeye doğru hareket ettiğini, ancak kalın kaya tabakaları ve zorlu volkanik koşullar nedeniyle bugüne kadar tespit edilmelerinin oldukça güç olduğunu belirtiyor.
Araştırmada kullanılan ve pasif sismik tomografi olarak adlandırılan yöntem ise dikkat çekiyor. Bilim insanları yeni bir yapay sarsıntı üretmek yerine, geçmiş yıllarda yanardağ çevresine yerleştirilen 23 farklı izleme istasyonunun kaydettiği doğal deprem verilerini kullandı. Yer altından geçen binlerce sismik dalganın kat ettikleri malzemeye göre hız değiştirme prensibinden yola çıkan ekip, yüzeyin altının üç boyutlu bir haritasını çıkardı. Bu sayede erimiş magmayı katı kayalardan ve akışkan dolu ceplerden ayırt etmeyi başaran uzmanlar, yanardağın karmaşık iç mimarisini gözler önüne serdi.
En son 2013 yılında faaliyete geçen Soufrière Hills yanardağı üzerinde gerçekleştirilen bu çalışma, volkanların sadece birer jeotermal ısı kaynağı olmadığını, aynı zamanda gelecekteki metal ihtiyaçlarını karşılayabilecek potansiyele sahip akışkanları da bünyelerinde barındırabileceğini gösterdi. Uzmanlar, bu yöntemin en büyük avantajının maliyetli ve riskli sondaj kampanyalarına gerek kalmadan potansiyel maden yataklarının yerini nokta atışı tespit edebilmesi olduğunu vurguluyor. Ancak araştırmacılar, söz konusu salamuranın tam olarak hangi metalleri ve ne ölçüde barındırdığının henüz netleşmediğini, bu durumun ancak yapılacak ileri düzey içerik analizleriyle netlik kazanacağını ifade ediyor.