Bilim dünyası, kuru temizleme sektöründe sıklıkla tercih edilen trikloroetilen (TCE) isimli kimyasal çözücünün sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini uzun süredir tartışıyordu. Ancak tıp alanında yayımlanan son ve kapsamlı bir araştırma, bu tehlikenin sadece tesislerde çalışan personelle sınırlı kalmadığını, işletmelerin yakın çevresinde ikamet eden masum vatandaşları da tehdit ettiğini gözler önüne serdi.
Amerika Birleşik Devletleri'nin Arizona eyaletinde bulunan prestijli Barrow Nöroloji Enstitüsü öncülüğünde gerçekleştirilen devasa çalışmada, 67 yaş ve üzerindeki 19 milyondan fazla vatandaşın sağlık geçmişi titizlikle incelendi. Yaklaşık 180 bin Parkinson vakasının detaylıca mercek altına alındığı araştırmada; yaş, cinsiyet, ekonomik durum ve coğrafi faktörler gibi pek çok değişken hesaba katıldı. Elde edilen istatistikler, bir kuru temizleme dükkanına 150 metre ya da daha yakın mesafede evleri bulunan bireylerde Parkinson hastalığına yakalanma riskinin genel olarak yüzde 14 oranında arttığını ortaya koydu.
Söz konusu risk, işletmelere uzakta yaşayan kontrol gruplarıyla kıyaslandığında özellikle hareket kabiliyetinde zorluk çeken hastalarda yüzde 23 seviyelerine kadar tırmanıyor. Uzmanlar, endüstriyel temizlikte kullanılan bu uçucu kimyasalların buharlaşarak havaya karışması, çevre binalara sızması ve hatta toprak altındaki altyapı borularına ulaşmasının bu tabloyu tetiklediğini ifade ediyor. Her ne kadar doğrudan kesin bir neden-sonuç ilişkisi yüzde yüz kanıtlanmamış olsa da, elde edilen veriler ulusal çapta tutarsız olmayan ciddi bir çevresel tehdide işaret ediyor.
Daha önceki yıllarda hava kirliliği, mikroplastikler ve tarım ilaçları gibi çevresel faktörlerin nörolojik rahatsızlıklara zemin hazırladığına dair pek çok bulgu elde edilmişti. Şimdi ise kuru temizleme tesislerinden çevreye yayılan bu kimyasal kalıntıların, göz ardı edilemeyecek düzeyde bir halk sağlığı problemi olduğu netlik kazanıyor. Bilim insanları ve araştırmacılar, bu tür endüstriyel maruziyetlerin yakından takip edilmesinin, gelecekte beyin ve sinir sistemi hastalıklarının toplumsal yükünü hafifletmek adına çevre denetimlerini ve hedef odaklı sağlık taramalarını bir zorunluluk haline getirdiğini vurguluyor.