Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin simgesi olan Büyük Taarruz'un zaferle taçlandığı 30 Ağustos'un arkasında, fedakârlıklarıyla tarihe adını yazdıran binlerce kahraman yer alıyor. Bu kahramanlardan biri olan Hüseyin Hüsnü Aydemir'in hayatı, adeta sinema filmlerini aratmayacak olaylarla dolu bir direniş ve Vatan sevgisi destanı olarak dikkat çekiyor.
Tarih sayfalarına Sarıkamış faciasının acı tanığı olarak geçen Hüseyin Hüsnü Aydemir, Birinci Dünya Savaşı sırasında 1916 yılında Erzincan cephesinde Rus kuvvetlerine esir düştü. Esaret hayatı boyunca adeta insanüstü bir çile çeken Aydemir, silah arkadaşlarıyla birlikte önce Bakü'ye, ardından Moskova'ya ve oradan da Sibirya'nın en ücra köşelerindeki kamplara sürgün edildi. Sibirya'nın Krasnoyarsk bölgesindeki askeri kampta tam iki yıl boyunca esaret altında tutulan binlerce Türk askerinden biriydi. Bölgede yaşanan Bolşevik İhtilali'nin yarattığı kaos ortamı ve güvenlik önlemlerinin zayıflamasından yararlanan Aydemir, 1919 yılında cesur bir planla kamptan firar etmeyi başardı.
Torunu Oğuz Aydemir'in aktardığı bilgilere göre, ülkesine dönebilmek için trenlerin altında saklanarak, binbir tehlike atlatarak yaklaşık 6 bin 300 kilometrelik mesafeyi bir yılda kat eden Hüsnü Aydemir, 1920 yılında Anadolu toprağına yeniden ayak bastı. Rusya'daki kamplarda tutulan 65 bin Türk esirden ölüm kalım savaşını kazanarak yurda dönebilenlerin sayısı sadece 20-25 bin civarındaydı. Bu zorlu dönüş yolculuğu, tarihin en büyük insanlık dramlarından ve direniş hikayelerinden biri olarak kayıtlara geçti.
Anadolu'ya döndükten sonra bir an bile tereddüt etmeyen Hüseyin Hüsnü Aydemir, yüzbaşı rütbesiyle Milli Mücadele safına katıldı. Vatanın kurtuluşu için Sakarya Meydan Muharebesi'nde en ön saflarda çarpışan Aydemir, ardından Büyük Taarruz'da kahramanca mücadele etti. İşgalci Yunan ordusunu Anadolu'dan söküp atan Türk birlikleriyle birlikte ilerleyen Aydemir, 17 Eylül 1922'de Bandırma'ya giren şanlı askerler arasında yer aldı. Yaşadığı onca acıya, esarete ve imkansızlığa rağmen vatan sevgisinden vazgeçmeyen bu neferin destansı öyküsü, torunu Oğuz Aydemir ve tarihçi-yazar Lokman Erdemir tarafından yeni nesillere ilham olması amacıyla kitaplaştırıldı.