Türkiye'nin en kalabalık kenti İstanbul, yaz aylarının ardından su rezervlerindeki hızlı düşüşle karşı karşıya kaldı. Bahar aylarında yüzleri güldüren yağışlar sayesinde mayıs ayında yüzde 71 seviyelerine kadar tırmanan baraj doluluk oranları, artan sıcaklıklar, yüksek buharlaşma ve yoğun su tüketimi nedeniyle ağustos sonu itibarıyla yüzde 46.98 seviyesine kadar geriledi. Uzmanlar ve yetkililer, kentin su yönetimi açısından önümüzdeki sonbahar döneminin hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor.
Meteorolojik verilere göre, eylül ayında da sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi bekleniyor. Avrupa ve Karadeniz havzasında kurak ve sıcak koşulların etkisini sürdürme ihtimali bulunurken, ekim ayından itibaren sonbahar yağışlarının kademeli olarak güçlenmesi umuluyor. Ancak kış dönemi için yapılan uzun vadeli tahminlerde sıcaklıkların normallerin üzerinde kalacağı öngörülürken, yağış miktarı konusundaki belirsizlikler su yönetimini zorlaştırıyor.
Su idaresinin mevcut tüketim alışkanlıkları ve hava tahminlerine dayanarak hazırladığı simülasyonlara göre, gerekli önlemlerin alınması ve yağışların seyrine bağlı olarak 1 Aralık 2026 tarihinde baraj doluluk oranının yüzde 30 civarında gerçekleşmesi öngörülüyor. Geçtiğimiz yılın aynı döneminde bu oran yüzde 18.27 seviyesindeydi. Bu tablo, kentin kışa daha dirençli bir rezervle girmesi için sonbahar yağışlarının zamanlamasının ve miktarının kritik olduğunu gösteriyor.
İSKİ Genel Müdürü Doç. Dr. Şafak Başa, mevcut su seviyelerinin yönetilebilir olduğunu vurgulasa da rezervlerin son derece dikkatli ve planlı işletilmesi gerektiğinin altını çizdi. Özellikle Avrupa Yakası'ndaki bazı barajlarda su seviyesinin daha düşük olduğuna işaret eden Başa, kaynakların dengeli dağıtılacağını belirtti. Yağışların yetersiz kalması durumunda ise yeşil alan sulamalarının kısıtlanması gibi ek tedbirlerin devreye alınabileceği, arz tarafında ise Cumhuriyet Su Arıtma Tesisi'nin ikinci kademesinin faaliyete geçirilmesi gibi planların hazır olduğu ifade edildi.
Yetkililer, su arzının sürdürülebilirliği için sadece kurumsal adımların yetmeyeceğini, vatandaşların da bireysel tasarruf önlemlerini hayata geçirmesinin şart olduğunu belirtiyor. Damlatan muslukların tamir edilmesi, duş sürelerinin kısaltılması, çamaşır ve bulaşık makinelerinin tam dolulukla çalıştırılması, sebze ve meyvelerin kapta yıkanması ve araçların hortum yerine kova ile temizlenmesi gibi basit ama etkili yöntemlerle su tüketiminde ciddi tasarruf sağlanabileceği hatırlatılıyor.