Ortadoğu'da sular durulmazken, Ürdün'de bulunan Muwaffaq Salti Hava Üssü'ne düzenlenen ve üç Amerikan askerinin hayatını kaybetmesine yol açan saldırı Washington'da yeni bir şok etkisi yarattı. Bu gelişme, daha önce İran'ın askeri kapasitesinin ve füze programının neredeyse tamamen etkisiz hale getirildiği yönündeki resmi açıklamaları adeta boşa çıkardı.
Askeri analistler, söz konusu operasyonda ülkenin en gelişmiş mühimmatları arasında yer alan ve hava savunma sistemlerini aşabilecek kabiliyetteki Hayber Şekan balistik füzelerinin kullanılmış olabileceğine dikkat çekiyor. Uzmanlara göre, Washington ve müttefiklerinin fırlatıcıların ve stokların önemli bir kısmını imha ettiğini duyurmasına rağmen, Tahran yönetimi elindeki binlerce kısa ve orta menzilli sistemi stratejik bir şekilde kullanmaya devam ediyor.
Saldırının icra biçimi ise strateji uzmanları tarafından 2024 yılında İsrail'e karşı denenen karma salvo taktiğinin ABD üslerine uyarlanmış hali olarak yorumlanıyor. Kamikaze insansız hava araçlarının hava savunma sistemlerini meşgul edip radarları yanıltması, manevra kabiliyetine sahip gelişmiş füzelerin hedefe ulaşmasını kolaylaştırıyor. Bu durum, sayısal üstünlükten ziyade saldırı tasarımının ne kadar etkili olabileceğini gözler önüne seriyor.
Öte yandan, savaşın başından bu yana hedef alınan ve kamuoyunda 'füze şehirleri' olarak bilinen yer altı askeri tesislerinin durumu da dikkat çekiyor. Yoğun bombardımanlar sonucunda tünel girişleri çökertilip bazı fırlatıcılar içeride mahsur kalsa da, İranlı mühendislerin iş makineleriyle bu girişleri kısa sürede yeniden açtığı uydu görüntüleriyle belgelendi. Ticari uydu analizleri, özellikle Kirmanşah bölgesindeki büyük üsler dahil olmak üzere birçok tesiste yeniden inşa ve onarım çalışmalarının hız kesmeden sürdüğünü ortaya koyuyor.
Sivil kamyon şasisi üzerine kurulan ve ticari araç görünümü verilerek gizlenebilen mobil fırlatıcı sistemlerinin denklemi daha da zorlaştırdığı ifade ediliyor. ABD Senatosu'nda da yankı bulan bu gelişmeler, Washington yönetiminin İran'ın askeri gücünü tamamen ortadan kaldırmasının beklenenden çok daha uzun bir zaman alacağını ve bölgedeki tansiyonun düşmeyeceğini açıkça gösteriyor.