Orta Doğu'da gerilim, Washington ve Tahran hattında Ürdün üzerinden tırmanmaya devam ediyor. Uzun süredir bölgedeki Amerikan askeri faaliyetleri için güvenli bir liman olarak görülen Ürdün, son dönemde İran destekli füze ve insansız hava aracı saldırılarının merkez üssü haline geldi. Özellikle Muwaffaq Salti Hava Üssü'ne düzenlenen ve Amerikan askerlerinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan saldırılar, bölgedeki dengeleri kökünden sarstı.
Askeri uzmanlar, İran'ın bu stratejik hamlesinin sadece sembolik bir gözdağı değil, çatışmaları bölgeselleştirme niyetinin bir parçası olduğunu vurguluyor. Tahran'ın Ürdün'ü hedef seçmesinin temelinde, Amman yönetiminin Washington ile olan derin güvenlik iş birliğini baltalamak ve ABD'nin bölgedeki operasyonel kapasitesini zayıflatmak yattığı değerlendiriliyor. Kral Faysal Hava Üssü ve diğer kritik noktalara düzenlenen saldırılar, ABD'nin bölgedeki 'güvenli bölge' algısını yıkmayı hedefliyor.
Pentagon, yaşanan kayıpların ardından bölgedeki askeri varlığını F-16 ve F-35 savaş uçakları gibi gelişmiş unsurlarla tahkim ederken, uzmanlar bu durumun daha geniş kapsamlı bir askeri harekâtın habercisi olabileceğine dikkat çekiyor. Dr. Çağatay Balcı, bölgedeki mevcut askeri örüntünün, ilerleyen günlerde Hürmüz-Basra Körfezi merkezli bir amfibi harekâtın ön hazırlığı olabileceğini öne sürüyor. ABD'nin bu krizde uzun vadeli bir çözüm arayışında olduğu ve hava saldırılarının ötesine geçebilecek bir strateji geliştirdiği konuşuluyor.
Ürdün, coğrafi konumu ve İsrail'e kıyasla daha düşük askeri kapasitesiyle İran için hem daha ulaşılabilir hem de Washington üzerinde baskı kurmaya müsait bir hedef olarak görülüyor. Bölgedeki askeri hareketlilik, sadece Ürdün'ün güvenlik politikalarını değil, tüm Orta Doğu'nun jeopolitik kaderini belirleyecek kritik bir eşiği işaret ediyor.