Türk milletinin küllerinden yeniden doğuşunun ve bağımsızlık mücadelesinin en büyük simgelerinden biri olan 30 Ağustos Zaferi, dünya harp tarihinde eşine az rastlanır bir kahramanlık destanı olarak öne çıkıyor. Birinci Dünya Savaşı'nın ardından imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması'nın ardından yurdun dört bir yanı işgal edilmeye başlanmış, Türk ordusunun elindeki cephaneler alınarak savunmasız bırakılmak istenmişti. İtilaf devletlerinin Anadolu'yu parsel parsel paylaştığı bu karanlık dönemde, Yunan ordusunun 15 Mayıs 1919'da İzmir'e çıkması bardağı taşıran son damla oldu.
Bu işgal hareketine karşı Türk milleti, tarihsel bilinciyle Kuvayımilliye hareketini başlatarak varoluş mücadelesinin fitilini ateşledi. 1920 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla birlikte direniş resmi bir nitelik kazanırken, baskılar da aynı oranda arttı. 1921 yılında Polatlı'ya kadar ilerleyen düşman kuvvetlerine karşı verilecek en büyük sınav, Sakarya Meydan Muharebesi oldu. Mustafa Kemal Paşa'nın tarihi 'Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır' emriyle 22 gün 22 gece süren bu amansız mücadele, Türk ordusunun savunmadan taarruza geçtiği kırılma noktası olarak tarihe yazıldı.
Sakarya'nın ardından yaklaşık bir yıl süren hazırlık dönemi tamamlandı ve Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 26 Ağustos 1922 sabahı Kocatepe'den Büyük Taarruz'un startını verdi. Topçu ateşleriyle başlayan operasyonda Türk askeri kısa sürede stratejik tepeleri düşmandan temizledi. Afyonkarahisar'ın ardından 29-30 Ağustos tarihlerinde Dumlupınar'da Yunan birlikleri tamamen sarılarak imha edildi. Zafere ulaşılmasının hemen ardından Mustafa Kemal Paşa, Türk askerine o unutulmaz emrini verdi: 'Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!' Bu emirle birlikte hızla ilerleyen Türk ordusu, İzmir'e doğru yürüyerek yurdu düşman işgalinden tamamen temizledi.