Galatasaray’ın tribün lideriymiş bu şahıs. - Devletin içinden bir grup Fenerbahçe’yi bu sezon şampiyon yapacak. - Bu grubun içinde Adalet Bakanı Akın Gürlek’in de adı geçiyor. Adam “dedikodu” falan diye ortaya pis bir bomba salıyor. - Akın Gürlek’i töhmet altında bırakıyor. - Başlamamış ligi töhmet altında bırakıyor.
Bu öyle pis, öyle alengirli, öyle rezil, öyle bulaşıcı bir iftira ki... - Sezon sonunda Fenerbahçe şampiyon olsa... “Akın Gürlek yüzünden böyle oldu” sonucu çıkacak. - Sezon sonunda Fenerbahçe şampiyon olamazsa... “Akın Gürlek başaramadı” sonucu çıkacak. Allah hepimizi böyle rezil, böyle pis, böyle alçak iftiralardan korusun.
Mekke İttifakı’na imza atan üç ülkenin tavrına bakalım: - TÜRKİYE: Savaşın çıkmaması için çırpındı. Savaş çıkınca bir an önce bitmesi için çabaladı. - SUUDİ ARABİSTAN: İran’a yönelik savaşa itiraz etti.
Bir anlaşma yoluna gidilmesini savundu. - PAKİSTAN: Savaşın arabulucusu oldu. İki tarafla da görüşerek barış masasının kurulmasına öncülük etti.
Bu üç ülkenin Mekke’de ittifak kurup İran’a savaş açacağını söylemek... “Salla gitsin” yöntemine dayalı dış politika analizinden başka bir şey değil. Orhan Baba, Ferdi Baba, Müslüm Baba...
Üçünün de meftunuyum. İtiraf edeyim ki onun dünyasına pek giremedim.
Orhan Baba’dan daha ağdalı, Ferdi Baba’dan daha yanık, Müslüm Baba’dan daha koyu buldum. Tıpkı Azer Bülbül gibi kendine özgülüğü mübalağalı mıydı?.Bilmiyorum.
Ama şunu biliyorum: Bana epey uzak diyarlardan sesleniyor gibiydi Cansever. Kişiliğine gelince: Oradaki tevazu, oradaki dürüstlük, oradaki içtenlik, oradaki razı oluş...
Beni her zaman çok ama çok etkiledi. Allah adını dilinden düşürmezdi Cansever.
Dilinden düşürmediği Allah, ona rahmet eylesin. 18 yaşın altındaki suçlular için yargısal süreçlerde kullanılan tanım şuydu: Sorumlulukları ortadan kaldırıyordu. / Suçlu çocuğu ta en baştan temize çıkarıyordu. / Çocukları suça teşvik ediyor gibiydi. Meclis’ten geçen yeni yasaya göre artık “suça sürüklenen çocuk” yerine “adli süreçteki çocuk” nitelemesi kullanılacakmış.
Çünkü her şey tanımlamayla başlar ve nasıl tanımlanıyorsa öyle gider. - HOUSE OF SADDAM: Saddam üzerine mini bir dizi. Çok karikatürize etmişler Saddam’ı ve gaddarlıklarını.
Saddam’ı sevmezdim, tamam. Bu mini diziyi yapan Batı perspektifinden ise bayağı bir nefret ediyorum. - GLADYATÖR İKİ: Birincisi fena değildi.
Hiç değilse Russell Crowe’un bir karizması söz konusuydu. Ancak ikinci filmin başrolündeki adam öyle silik ki “Neredesin Russell” diye haykırmak zorunda kaldım tüm film boyunca. - BİR FETÖ’CÜ VİDEOSU: Dücane Cündioğlu, “Namuslu bir entelektüelin en sahici 15 Temmuz değerlendirmesi” deyince İsmail Sezgin adlı FETÖ’cünün bir buçuk saatlik videosunu izledim.
İzleyince fark ettim ki: Ortada namus yok, entelektüel yok, sahicilik yok. Gitti bir buçuk saatim.
Bundan sonra Dücane’nin hiçbir tavsiyesine uymam. SİYASET AKADEMİSYEN VE GAZETECİLERE BIRAKILAMAZ - Dayıların kahvehane muhabbetlerine dalacaksın. - Entelektüelize edilmemiş siyasi analizlerden çakacaksın. - Bir siyasi partide en azından mahalle, sokak temsilciliği yapacaksın. - Esnaf dili ve edebiyatına aşina olacaksın. - En çetrefilli meseleleri süper sade bir üslupla anlatmayı öğreneceksin. - Halkı ikna etmenin nasıl zorlu bir iş olduğunu bileceksin.
Yolu kahvehanelerden geçmeyen, sokaklardan gelmeyen, esnafın nabzını tutmayan, konuları hep entelektüel bir dille yorumlayan, hayatı boyunca halktan oy almanın ne demek olduğunu deneyimlememiş... Siyaseti çok iyi bildiklerini varsaymaktan artık vazgeçsek çok iyi olacak. Siyaset, akademisyenlere ve gazetecilere bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir