Avrupa'da son dönemde etkisini artıran aşırı hava olayları, şiddetli kuraklık dönemleri, orman yangınları ve yıkıcı seller, kıta genelinde iklim krizine karşı atılacak adımların aciliyetini bir kez daha gözler önüne serdi. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan yetkililer, iklim değişikliğine uyum sağlamanın artık bir tercih değil, hayati bir zorunluluk olduğunun altını çizdi. Hükümetlerin ve yerel yönetimlerin, doğanın getirdiği bu yeni ve sert koşullara karşı dayanıklılık projelerine derhal devasa bütçeler ayırması gerektiği vurgulandı.
Bütçe planlamalarının siyasi önceliklerin en net aynası olduğuna işaret eden uzmanlar, önlem alınmadığı takdirde halk sağlığının, ekonominin ve genel toplumsal düzenin karşı karşıya kalacağı faturanın çok daha ağır olacağı konusunda uyardı. Hem Avrupa Birliği ortak bütçesinde hem de üye ülkelerin ulusal mali planlarında iklim uyum tedbirlerine öncelik verilmesinin kaçınılmaz olduğu belirtilirken, bu adımların atılmaması durumunda ilerleyen yıllarda katbekat daha fazla ekonomik kayıp yaşanacağı ifade edildi. Yatırım yapmaktan kaçınan yönetimlerin, ileride büyüyecek zararları ve krizleri kaçınılmaz olarak göğüslemek zorunda kalacağı aktarıldı.
Avrupa Birliği Komisyonu tarafından yapılan resmi hesaplamalara göre; şehirlerin aşırı sıcaklara karşı serinletilmesi, sel felaketlerinden korunma altyapılarının güçlendirilmesi ve kapsamlı diğer tüm iklim uyum stratejilerinin hayata geçirilebilmesi için kıta genelinde yıllık yaklaşık 70 milyar avroluk bir finansmana ihtiyaç duyuluyor. Ancak mevcut durumda üye ülkelerin bu alana yönlendirdiği yıllık harcamaların yalnızca 29 milyar avro civarında kalması, aradaki devasa açığı gözler önüne seriyor. İklim krizinin mevcut altyapılara verdiği maddi zararın ise ayrılan bu bütçeleri şimdiden aştığı bildiriliyor.