Orta Doğu'da ABD ve İran arasındaki gerilim, alışılagelmiş çatışma bölgelerinin dışına taşarak Ürdün'ü merkez üssü haline getirdi. Washington için bölgedeki en güvenli limanlardan biri olarak kabul edilen Ürdün'deki Amerikan askeri noktalarına yönelik artan füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırıları, yeni bir jeopolitik krizin habercisi olarak değerlendiriliyor.
Geçtiğimiz hafta sonu Muwaffaq Salti Hava Üssü'ne düzenlenen saldırıda iki Amerikan askerinin yaşamını yitirmesi ve birinin kaybolması, bölgedeki dengeleri kökten değiştirdi. Bu gelişme, uzun süredir bölgede görece sessizliğini koruyan taraflar arasındaki ateşkesin fiilen sona erdiğini kanıtlar nitelikte. Uzmanlar, Tahran'ın sadece ABD'ye bir mesaj göndermediğini, aynı zamanda Washington ile stratejik ortaklık yürüten Amman yönetimi üzerinde de bir baskı unsuru oluşturmayı hedeflediğini belirtiyor.
Analistler, İran'ın bu stratejisini doğrudan bir mesaj vermekten ziyade, çatışmaları bölgeselleştirme girişimi olarak yorumluyor. Özellikle Kral Faysal Hava Üssü'ne yapılan saldırılar ve Black Hawk helikopterlerinin hasar görmesi, Tahran'ın askeri kapasitesini daha geniş bir coğrafyaya yayma niyetini ortaya koyuyor. ABD ise bu saldırılara yanıt olarak Almanya ve İngiltere'deki üslerinden bölgeye F-16 ve F-35 savaş uçakları sevk ederek askeri varlığını tahkim ediyor.
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan uzmanlar, bölgedeki askeri yığınakların, Hürmüz ve Basra Körfezi merkezli olası bir amfibi harekâtın ön hazırlığı olabileceği konusunda uyarıyor. Ürdün'ün coğrafi konumu sebebiyle daha güvenli bir seçenek olarak görülmesine rağmen, İran'ın bu bölgeyi hedef alması, çatışmaların öngörülemez bir seviyeye tırmanabileceğini gösteriyor. İsrail ile doğrudan bir çatışmadan kaçınan ancak ABD'yi Ürdün üzerinden baskı altına alan Tahran'ın hamleleri, Orta Doğu'daki yeni güvenlik mimarisinin zorlu bir sınava gireceğini gösteriyor.